Şizoid Kişilik Bozukluğunda Bir Kontrol Mekanizması Olarak KARARSIZLIK
Bir konu hakkında karar verene dek olası tüm seçeneklerle ilgili kontrol gücünüzü elinizde tutarsınız ancak bir karar verdikten sonra o anda olası ve hatta daha sonra olma ihtimali olabilecek diğer tüm seçenekler üzerindeki kontrol hakkınızdan vazgeçersiniz. Karar vermek diğer seçenekler üzerindeki kontrol hakkınızdan vazgeçmektir.
Psk. Dr. Meral AYDIN
Karar vermek ancak iradi varlıklara mahsus bir yetidir. Bir iradi varlık olarak insanın karar aşamaları öncelikle içsel süreçleri ve beynin işleyiş mekanizmalarına göre aksiyon alırken, karar verilecek unsurlarla ilgili bilgiler hem içsel bilgi ve gerçeklik hem de (çoğunlukla) dışsal bilgiler ve gerçeklik üzerinden değerlendirilir. Günümüzde az sayıda yapılan fMRI çalışmalarında dinlenme anında veya dışardan gelecek uyaran etkisine göre Salience Network Ağlarındaki aktivite (dış uyaranların iç referanslar üzerinden yeniden değerlendirilmesi) kişiyi ya Varsayılan Mod Ağı (Default Mode Network) (kişinin dış uyaranlarla meşgul olmadığında aktif olan ağ) ya da, bilişsel işlemleme gerektiren Merkezi Yürütücü Ağı (Central Executive Network) (daha çok dış uyaran ve dışşal gerçekliğe aktif verilecek cevaplar süreçleri işlemler) aktive edecek şekilde hareket eder. Bu kısa girişin ardından öncelikle Şizoid Kişilik Bozukluğu yapısından bahsetmek istiyorum çünkü bu yazıda Şizoid Kişilik Bozukluğu veya Şizoid Kişilik Organizasyonu olan bireylerin iç dünyalarında oluşturdukları kocaman, sonsuz bir karadelik gibi işleyen ve kendi iç dünyalarına ve kafasının içine hapseden kararsızlık süreçlerinden ve kararsızlığın bu yapılarda aslında nasıl bir kontrol mekanizması olarak kullanıldığını izah etmeye çalışacağım.
DSM V de tanımlandığı gibi Şizoid Kişilik Bozukluğu olan bireylerin “yakın ilişki arzulamaz veya yalnızca birinci derece akrabaları ile yakınlık kurdukları” önermesini Masterson Yaklaşımı farklı bir açıdan ele alır ve şöyle tanımlar: “Şizoid birey, insanın varoluşsal olarak nesne (öteki kişi)arayışı içerisindedir ancak dış dünya ve oradaki insanlar ile bütünüyle yakın ve güvenli bir ilişki kurma arzusu ile dış dünyayla kullanılmadan veya zarar görmeden bir ilişki kurabilme deneyiminden yoksun olma ikilemi arasında sıkışmış bir haldedir.” Şizoid birey kendi iç dünyasında dışarıda olası yakınlığı arzu ve hayal eder ancak; zarar görmeden kabul göreceği bir etkileşim ve zarar vermeden ya da yanlış anlaşılmaya yol açmadan kendini ifade edebileceği en ideal durumu oluşturabilmenin yollarını kendi zihninde aramakla meşguldür. Yani Şizoid birey dış uyaranlar ve etkileşimlere yönelik olarak aktif ve spontan tepki vermekten dolayısıyla görünür olmaktan ürktüğü daha çok kendi iç dünyasında (çoğunlukla Default Mode Network) yaşayan yani dış dünya ve iç dünyayı paralel iki evren gibi aynı anda deneyimleyen bir bireylerdir. Dış dünyada etkileşim içerisinde olduklarında bile yoğun bir şekilde ve hatta kendileri bile farkında olmaksızın daha aktif bir şekilde Default Mote Network alanları etkin olur. Bu durumu daha çok çift çekirdekli işlemci gibi tanımlarım; Şizoid bireylerin kendilerini tamamen dış dünyanın içine bırakmaları mümkün değildir çünkü, kafalarının içindeki diğer işlemci sürekli olarak aktiftir. Dolayısıyla ne tam içte ne de tam olarak dışarda olabilirler; arada ve arafta olmanın boyutlarını deneyimlerler.
Şizoid birey için vereceği her bir karar, dış dünyaya kendini açık ettiği ve görünür olduğu alandır. Herhangi bir konuda fikrinizi söylemek, tercihinizi ya da isteğinizi söylemek, arzunuzu ve duygunuzu ifade etmek artık kendinizi dış dünyanın ve oradan gelebilecek tepki ve cevapların insafına bırakmak demektir. Dış dünyadan olumlu bir geri dönüş alma umudu olmayan Şizoid birey için bu artık kontrolü kaybedip zayıf olmayı kabullenmek demektir ki en kaçındığı şey her ne olursa olsun zayıf görünmemektir. Kontrol kaybı hissi zayıf görünüp ötekilerin kontrolüne girme kaygısı yaratır. Çünkü Şizoid birey için ilişkiselliğin yalnızca iki boyutu vardır: kontrol eden ya da kontrol edilen olmak.
Şizoid birey için aslında olumlu olabilecek geri dönüş kendi kafasında oluşturduğu senaryolardan en çok tercih ettiği cevabı almaktır. Bu nedenle dış dünyada olagelen tek bir durum için bile kendi zihninde olası tüm senaryoları değerlendirip, kendi beklediği cevabı alabileceği mutlak bir yol bulmaya çalışır. Beklediği cevabı alamamak onu hazırlıksız yakalandığı ve kontrol edemeyeceği bir tartışma alanına düşürebilir. Şizoid bireyler için tartışma kaçınılması gereken bir şeydir çünkü bir uzlaşı ihtimalini öngöremezler.
Şizoid birey için zihinde öngörülmeye çalışılan; çoğunlukla en kötü olacak ihtimallerin önceden kestirilerek elimine edilme çabası olacaktır. Yani dış dünya ile ilgili herhangi bir konuda karar vermek demek binlerce negatif olgu ya da etkileşim matriksinin hesaplandığı devasa bir alana düşmek demektir. Vereceği herhangi bir karardan dolayı kötü hissetme olasılığına karşı, iç dünyasında olabilecek tüm kötü senaryoları süreçsel veya ilişkisel olarak canlandırıp kendi kontrolüne almaya çalışır. Dolayısıyla Şizoid birey için kararsızlık; olası en kötü ve en iyi ihtimallerin değerlendirilme sürecinin mümkün olduğunca uzatılmasına kaynak sağlar. Şöyle ki; bir konu hakkında karar verene dek olası tüm seçeneklerle ilgili kontrol gücünüzü elinizde tutarsınız ancak bir karar verdikten sonra o anda olası ve hatta daha sonra olma ihtimali olabilecek diğer tüm seçenekler üzerindeki kontrol hakkınızdan vazgeçersiniz. Karar vermek diğer seçenekler üzerindeki kontrol hakkınızdan vazgeçmektir.
Şizoid bireyler neden bu denli kör bir labirenti sürekli olarak içe doğru derinleştirir ve giderek dışarı çıkılamaz bir hale getirirler? Şizoid birey için en kaçınılması gereken husus, kontrolü dışında kötü hissetme ihtimalidir. Şizoid bireyler gelişimsel süreçlerinde duygusal olarak yeterli, varlıklarının görülüp duyulduğu, duygu ve bireysel varlıklarının merak edilip ifade edilmesine izin verildiği, duygularının kendisine tanıtıldığı, ailelerinin duygusal kapasitelerinin ve sosyal becerilerinin bir yaşam deneyimi olarak paylaşıldığı ortamlarda büyümemişlerdir. Fiziksel ve duygusal olarak ihmal edilmiş, çeşitli gelişimsel travma, ihmal ve hatta istismar deneyimi olabilen, yaşamda kendilerine rehberlik edecek güven tesis edecek yetişkin dünyasından mahrumdurlar. Hem kendi iç dünyalarını ve duygularını hem de dış dünyayı ve oradaki deneyimleri korku ve kaygı ile tek başına deneyimleyerek hayatta var olmak zorunda kalmışlardır. Bu nedenle çoğu zaman kaybolmuş hisseder ve hatta gerçek yaşamda yön bulma sorunu yaşarlar. Hızlıca panik ve disosiye olma (dağılma) eğilimindelerdir; birçoğu anksiyetelerini sürekli hareket ederek veya konuşarak bastırmaya çalıştıklarından hiperaktivite eşlik edebilir. Bu nedenle kendilerini çoğunlukla bir bulutun içinde ya da sis perdesinin ardında yaşadıklarını ifade eder, dış dünyadan gelen uyaranlara karşı aşırı hassas olurlar.
Kararsızlık Şizoid bireyleri yoğun bir erteleme döngüsüne de sokar. Karar almak, insiyatif kullanmak, kendini net olarak ortaya koymayı gerektirir. Ancak aldıkları ve uyguladıkları kararlar üzerinde bile analiz etmeye devam ederler. Şizoid bireyin en ağır cezası kendi içindeki yargıcıdır. Çünkü en iyi kararı almış olsa dahi diğer tüm kararlar gibi bu karar da analiz edilmeye devam eder ve kişi kendisine biteviye cezalar keser. Bu denli analitik düşünüyor olmaları birçok Şizoid bireyi yaşamda oldukça kapasiteli ve işlevsel hale getirir ve bir çoğu bu özellikleri ile yazar, bilim insanı, sanatçı, psikoterapist olabilirler. Ancak buna rağmen analiz-yargı döngüsünden kurtulamazlar. Bu nedenle de her şeyi mümkün olduğunca etelerler. Ancak mecbur kaldıkları noktada mecburen görev olarak yerine getirirler. Görev ve mecburiyet bağlamında yaptıkları eylemler ile bir yandan oldukça işlevsel ve sorumluluk sahibi olurken, öte yandan kendi bireysel duruş ve varoluşlarını saklarlar. Eğer bu kişilere bir görev verdiyseniz (şayet düşük düzey regresif bir Şizoid yapı söz konusu değilse) bilin ki layıkı ile ve hatta fazlası ile en iyi şekilde yerine getirilecektir.
Şizoid bireyler, yakınlık ve yakın ilişkiler konusunda kararsızlık veya bir anda içine düşme gibi iki ayrı uç yaşarlar. Oldukça renkli fantezi dünyaları olan Şizoid bireyler sevgiye ve yakınlığa duydukları yoğun özlem ve açlık ile kendilerini teslim edecekleri ötekinin arayışı içerisinde olurlar. Yakın hissettikleri en ufak yerde aşırı bağlanma, yaşanılan yakın deneyimlerin hiç tartışma ve uzaklaşma olmaksızın hep daha yakın ve ayrılmaz bir doğrultuda ilerleme hayali kurarlar. Sonsuz bir güven ihtiyacı ile her an güvensizlik duymak gibi iki uçta salınırlar. Şizoid bireylerin güveni güvensizlik hissi oluşturabilecek ilk hata kadardır. Bundan sonra her şeyin detaylı analiz edildiği ve negatif ihtimallerin (günün sonunda ayrılığın) peşine düşüldüğü bir uzaklaşma ve kararsızlık süreci başlar. Tüm bu mekanizmalardan dolayı ayrılma kararı da veremedikleri için ilişki içerisinde oldukları diğer kişinin ayrılmasını bekler ve bu süreçteki tüm olumsuzlukları kabul etmek durumunda kalırlar.
Yazıyı yazarken bir yandan düşünüyorum da aslında Şizoid bireylerin kararsızlık etrafında ödedikleri en ağır bedel yaşamı kabul edememekle ilgili süreçleridir. Şizoid bireylerin çoğu kendini, duygularını ve canlılığını hayata katmakta kararsız olurlar. Hayatı, kendilerini, içinde bulundukları dünyayı, etrafındaki insanları, ilişkilerdeki bağları sahiplenemezler ve çoğunlukla köksüz ve bağsız hissederler. Yaşamı ve yaşamın içerisinde kendilerini canlı bir varlık olarak kabul etmek; günün sonunda her canlının kaçınılmaz sonu olan ölümü de kabul etmek demektir. Kontrolü dışında ölüm gerçeğini kabul etmektense, yaşamın kararsız kar taneleri gibi uçuşarak üzerinde eriyecekleri bir yerlere düşer, erir ve başka formlarda yokluğa karışırlar. Birçok Şizoid danışanım öldüklerinde bu dünyada isimlerinin kalmasını mezarının bilinip ziyaret edilmesini istemediklerini ve hatta küllerinin yakılarak doğaya karışıp yok olmak istediklerini ifade ederler.
Şizoid bireyler, kararsızlık üzerinden varoluşsal bir karmaşa yaratarak sürekli bir gözlemci ve analiz alanında var olurlar.
Psikeart Dergisi’nin 92. sayısında yayımlanan bu makale, derginin Kararsızlık temalı özel sayısında yayımlanmıştır.







