İnsanın en temel sanrısı en doğal zayıflığından gelir.
Meral AYDIN
Erk, bir işi yapabilme gücü tanımı iken öte yandan iktidar bir bireyin bir toplumun başka birey veya toplumların egemenliği baskısı ve denetimi altına alma, hürriyetlerine karışma ve onları belli biçimde davranmaya zorlama yetkisi veya yeteneğidir. Erk kişinin iradesini ortaya koyup kendisini var edebilmesi için temel bir ihtiyaç iken, iktidar içinde her türlü çarpıtılmış gerçekliği barındırabilir. Zira iktidar kendi varlığına tek başına sahip olamaz, ancak diğer erkleri kendi kurgusal hedeflerine monte ederek ve hatta onlara kendi gerçeği üzerinden yeni bir gerçeklik tanımlayarak ve hatta güçle oluşturduğu yaşam koşullarına uyumlanmak zorunda bırakarak ihtiyacı olan sanrısal hedefleri kendilerinin vazgeçilmez gerçekleri ve hatta tüm insanların olması gereken tek gerçeği olarak algılanılmasını isteyebilir.
İnsanın en masum sanrıları en ilkel zayıflıkları etrafında örülür. Bundandır ki insanoğlu tarihi boyunca ölümsüzlüğü arar zira, doğumun omzunda parlayan apoletidir ölüm. Nedensiz ve zamansız bir tehdit gibi işler insanın iç dünyasında bu gerçeklik. İnsan hayatın gerçeklerine karşı durmak ya da onların üzerinde bir iktidar elde etmek için doğmamıştır oysa. Gerçeklik insanın bireysel erkininin ve iradesinin kendi biricik duygulanımları ile var olacağı bir oyun alanıdır.
Ancak çoğu kişi oyun oynamayı bilmez ve hatta oyun alanına çıkmakta zorlanabilir. Oyun zihnin dışında, gerçek dünyanın gerçek alanında ve diğer insanların gerçekliklerinin karşılıklı olarak etkileştiği bir alanda oynanır. Çoğu insan kendi gerçeğiyle, olduğu haliyle bu sahalara çıkamaz. Birçoğu da çıktığında başkalarının gerçeklikleri ile oyuna katılamaz. İnsanların bir arada aynı gerçeklikte ve uyumlu göründüğü ortamlarda dahi insan sayısı kadar ayrı gerçeklikler olduğunu düşünüyorum. Her tercüme maluldür derler. Her gerçeklik de biraz öyle sanki…
Bireyler olanın ya da görünenin ötesinde kendi içsel gerçekliklerinden okurlar ötekini ve dünyayı… Çoğunlukla eminizdir bildiğimizi düşündüğümüz gerçeklikten, ayan beyan bilgilerden ve hatta görünen köy yakındır deriz oysa bilmeyiz ki gökyüzünde gördüğümüzü sandığımız bir yıldız bile yıllar önce sönmüştür ancak halen gördüğümüz için orada olduğuna iddiaya girebiliriz. Fizik yasalarının değişmezliğini quantum fiziği farklı boyutlarına bölerken; maddenin en küçük bölünemez bileşenlerinin temel parçacıkları olan kuarkları ancak hadronları gözleyerek tanıyabiliriz.
Peki zihnin sonsuz yaratıcılığı içerisinde neler olabilir? Dünyadan aldığı gerçekliği kendi iç referanslarında yeniden düzenleyebilir mi? Bilinçdışı kendi içinde zamansız zamanlar yaratabilir mi? Temel bir duygulanım, kendini ifade edecek sözleri bulabilmek için bir ömür benzer yerlerde ilk anki formu ile ve bu anda aynı şekilde kendini ortaya kayabilir mi? Çarpıttığı bir gerçekliği uyum göstermek uğruna yeniden düzenler ve kendi içinde sakinleştirebilir mi? Zihin kendi sınırlarını çizebilir mi? Ya kendi içine sığmayacak bir kurgusu varsa, ya da sonsuz talepleri olan, doymayan bir zihin kendini dünyaya nasıl yansıtır? Tatmin olmayı bilmeyen bir zihnin düşeceği sanrılar ile ağır travmatik deneyimler yaşayan zihnin sanrıları benzer şekillerde mi olur?
Kişi, kendi iradesini ve erkini ortaya koyarken zihinler arası etkileşimin farkında olarak içsel dengesini kurabilmeli ve iç ve dış sınırları ve sınırlılıkları benimsiyor olmalıdır. Bunun için de erken yaşlardan itibaren sağlıklı narsisistik gelişimini tamamlamış olması gerekir. Sağlık narsizmin üç ana temel işlevi vardır:
1. Engellenme ve hayal kırıklığı karşısında bireyin kendini yatıştırma becerisi; diğer bir deyişle, acı verici yaşantıların etkisini yatıştırma, sınırlandırma ve azaltmanın yöntemlerini bulabilme becerisi,
2. Diğerlerinin onaylamadığı durumlar karşısında bile, bireyin başardıkları ve başaramadıklarını kabul edebilme becerisi; bu özgüven ile kastedilene çok yakındır.
3. Bireyin eşsiz ve bireysel isteklerinin farkında olması ve bunları gerçekleştirmeye muktedir olması şeklindeki kendilik aktivasyonu becerisi
Bu özelliklerin gelişmediği yerde patolojik narsizm söz konusu olur ve kırılganlık ve kusurluluk kaçınılması gereken iki ana tema olur. Özellikle de grandiyöz (büyüklenmeci) narsisistik yapılar, ebeveynlerinin kendi eksikliklerini tamamlamak üzere onlara projekte ettiği önemli, üstün, özel, ayrıcalıklı ve hayran olunan biri olmanın sonsuz arzusu içinde olurlar. Sonsuz arzuyu özellikle vurguluyorum zira bu bireyler kendilerini onaylama ve tatmin olma yetilerini geliştiremezler. Bu bireyler, daha güçlü, zengin ve sıradışı olmaya çalışarak iyi hissetme arzusunun esiri olurlar. Ancak her kazanım iç dünyalarında kaybetme tehdidi olarak yeni bir yankı uyandırır. Çoğunlukla kıskanıldıklarını düşünürler (inanırlar), durmaksızın daha iyi ve daha çok şeye sahip olamazlarsa sönüp gitmekten korkarlar. Hatta üstün ve özel konumlarını korumak için sıradan insanları kendilerine bir teba ve hizmet edecek araçlar olarak görmek ister bunun aksi olması durumunda onların varlığını bir tehdit olarak algılarlar.
Patolojik narsizmden bahsettiğimiz noktada bu kişiler kendi zihinlerini tek gerçeklik olarak algılarlar. Onun dışında gelecek talep ve ifadeleri saldırı gibi algılar bu nedenle her an saldırıya hazırlıklı olurlar. Konuşulan fikirler ve farklılıklar gibi değil sanki bir ölüm kalım meselesi gibi algılanır. Elde etmeyi planladıkları kaynaklara ulaşmaları engellenirse bu durum kendileri için her şeyin mübah olduğu bir savaşa dönüşür. Narsisistik bireyin sanrısal dünyasında tek hedef kendilerinin olması gereken kaynaklara ulaşılması olur. Bu yapılar için durmak kendi içlerindeki zayıf ve kırılgan boşluğa düşmeye eşdeğer olacağı için daima yeni kaynaklar üretmek ve sahip olmak zorundadır. Üretimin olamayacağı noktada üreten veya sahip olan başka kişilerin kaynaklarına saldırıp yok ederek kendilerine üstünlük sağlayacak yeni alanlar oluşturmak için saldırılarına devam ederler.
Narsisistik birey sanrısal dünyasında tanrısal güç, kudret ve sonsuzluk peşinde koşarken, kendi içinde var olan kırılgan, boş ve paramparça hissettiren gerçeklikten uzaklaşmak için daimî bir çaba içinde olacaktır. Her neye ulaşırsa ulaşsın kısa süreli iyilik ve mutluluk hissedecek ancak asla tatmin olamayacaktır. Oysa mutluluk bir yaz meltemi gibi değip geçen bir dokunuşken tatmin hücrenin derinliklerine işleyen bir nehirdir. Sanrısal bir varoluş kişinin kendi hücrelerine olan bağını bile koparacaktır.







