UMUT
If there is a will there is a way…
(İrade varsa, seçenek de vardır…)
Psk. Dr. Meral Aydın
İradenin ve zamanın olduğu yerde her zaman bir seçenek vardır. Umut seçeneklere yönelme becerisidir. Çoğunlukla gerçeklik ve gelecek üzerine odaklanmak yerine, kayıplar ve geçmiş üzerine odaklı düşünürüz. Geçmiş asla geri gelmeyecek olandır oysa; kayıplar ise geri döndürülemeyecekler. Farkında olmaksızın yapabileceklerimize değil yapamayacaklarımıza odaklanır ve kendimize ilerlemek için izin vermeyiz. Ayrıca her zaman ilerlemek ve her konuda gücümüzün olmasını arzulamak da kendi içimizdeki en büyük engellerdendir.
Yaşama karşı yönelişimizi çoğunlukla içsel dinamiklerimiz belirler. Psikolojik olarak dirençli kişiler daha çok iç odaklı kişilerdir. Dünyanın size sunmasını beklediğiniz şeyleri alamamak sizlerde hayal kırıklığı yaratabilir ve sanki hakkınız olan bir şeye sahip olamamanın kırgınlığı içerisinde olası seçeneklerden vaz geçersiniz. Oysa seçenek kendi başına oluşan bir durum değil seçici olarak yaratılan bir olgudur. Kelimenin anlam doğasında ifade edildiği gibi bir seçkidir. Ve kişisel yönelim ve irade gerektirir. Olası seçenekler gelip kimseye çarpmaz ya da içine almaz. Ancak siz bir seçenek oluşturup sahip çıkabilirsiniz. Bu arada seçenekler her zaman iç açıcı veya en iyi opsiyonlar olmayabilir. Mevcut koşullar içinde olası en iyi ihtimallere düşünsel olarak yönelebilmektir seçenek. Ve tabi ki düşüncelerin eyleme geçirilmesi.
Umutsuzluk, kendini gerçekleştiren kehanettir bana göre. Ölüm, tarifi baştan verilmiş bir reçete gibidir. Yaşam kendi nihayetinin içine doğar ve bu nihayetin içinde seçenek üretirsiniz. Ölüm dışında olası her durum kendi varoluşunu ve seçeneklerini içinde barındırır. Nietzsche’nin de sade ifadesi gibi; “Acı varsa umut da var.” Ancak canlı varlıkların canı yanar. Canımızın yanıyor olması; yaşamda birtakım zorluklar yaşıyor olmamız (her ne boyutta olursa olsun) hala bir irademizin ve zamanımızın olduğunu gösterir. Acıdan kaçmak ve mücadele etmeyi tercih etmemek için umutsuzluk tanımı yapılır çoğunlukla. Oysa umutlu olan şey sonuç ya da çözüm değildir. Umut mücadelenin kendisidir. Umutsuzluk ise mağduriyetin ifadesidir.
Mağduriyet çoğunlukla kişilerin ötekilerden bakım alabilmesi için aralanan en temel kapıdır. Çaresizlik ile çerçevelenir çoğu zaman ve kendi çaresizliğine tahammül edemeyen kişi ötekinin mağduriyetinde kendini güçlü göstermek ister. Çünkü rolünüz ne olursa olsun durumun güçlü kişisi ve kurtarıcısı olursunuz. Aslında kendi seçeneklerini üretecek birini pasifleştirme sürecini görmezden gelir insanlar ve umut ancak bir ötekinin varlığı ile olası olur. Bağımlı bir varoluş içerisinde kendi dışımızdaki şeylerin bizi umutsuz ve çaresiz bıraktığını benimseyen sahte tanımlara girerler. Oysa umut bir şeye bağlanmakla ilgilidir; bağımlı olmakla ilgili değil.
İntihar, kişinin kendi yaşamı üzerinde bir söz sahibi olma tercihi gibi görünse de yaşamın sorumluluğunu alamayıp, hayatın sunduğu seçeneklere bağlanamama ve bir kopma ve kaçma yönelimidir. Özellikle borderline kişilik örgütlenmesi olan bireyler intiharı bir seçenek olarak tutarlar. Duygularına dayanamamaktan ve olmuş olanları kabul edememekten dem vurur ve devam etmek istemezler. Umutsuzluk devam etmemeyi tercih edip intihara yönelmektir. Ve yaşamın mağduru olmak.
Umutsuzluk çoğunlukla yokuşa sürmek gibi gelir bana. Olmayacak olandan güç almak, olası problemlere kilitlenmek. Akışı ketlemek ve zamanı dondurmak. Oysa Umut bir akıştır…
Neden, nasıl diye sorar çoğunlukla umutsuz olan. Benim kişisel tepkim öncelikle hep “Neden olmasın?” yönündedir. Üzerine düşünmek, denemek, olasılıklar üretmek, uygulanabilirliği test etmek, paylaşmak, birlikte zorlanmak, sınırları ve limitleri ölçmek, esnemek, çoğaltmak, yaralanıp iyileşebilmek ve yürümek…. Sadece yürümek…







