YEDİ YAŞAM (Seven Pounds)
Yaşamınızda karşılaşacağınız en büyük felaket, herkesin öldüğü bir yerde hayatta kalmaktır. Özellikle de bu ölümlerden en ufak bir sorumluluğunuz varsa.
Psk. Dr. Meral Aydın
İnsanı kendi başına, yaşamı ise kimsesiz tarif etmek pek mümkün değildir. Yakınlarımız ve sevdiklerimiz söz konusu olduğunda asla yeri doldurulamayacak; kim olduğumuzu ve nasıl yaşadığımızı ancak beraber tanımlayabileceğimiz kişilerden bahsederiz. Bu derece yakınlarımızı kaybetme ihtimali, onları hayatta ve sağlıklı tutabilmekteki çaresizliğimiz, ezici ve dayanılması çok zordur. Peki ya bu denli yakınınız birinin ölümüne sebebiyet verdiyseniz?
Filmi izlerken aklıma hep beyin tümörü olduğu için neredeyse tüm çocukluğunu hastanelerde geçiren ve sonrasında 12 yaşında kör olduğundan tüm ergenliğini kör ve ölümü beklemek üzere yaşayıp; 21 yaşına kadar dayanabilen ablamı hatırladım. Onun yaşamaktaki direnci bizleri her ne kadar mutlu etse de; yaşanmamış bir hayatın içinde umutla hayatta kalma çabası acı vericiydi. Ve geçen yıla kadar tüm hayatım hayatta kaldığım ve hep iyi yaşadığım için suçlu hissederek geçti. Hala olabileceğim ve yapabileceğim bir çok şeyi sabote ettiğimin farkındayım aslında. Çünkü çok sevdiklerinizle birlikte sizin de bir tarafınız ölüyor ve orayı tekrar geri canlandırmak için bir ömür yeter mi henüz bilmiyorum.
Hayatta bir saniye geç kalmak geri döndürülemez çok şeye mal olabilir. Zaman hep lineer bir düzlemde ele alınıp geri döndürülemez olarak tanımlansa da; aslında geri döndürülemez olan o zamanda yaşanmış olanlardır. Ve tabi bu yaşanılanların kalıcı etkisi. Bu noktada zaman lineer olmaktan çıkar ve sizi sonsuz bir kısır döngünün içine hapsedebilir.
Filmin başlangıcında Ben, acil yardım hattına bir intihar duyurusunda bulunur “kendi intiharı”. Kendi ölümünden korkup kararını değiştirip yaşamayı arzu ettiği için yardım istiyor gibi görünse de; istediği yardım başkalarını yaşatmak için organlarının sağlam kalmasıdır.
Takip eden sahnede, Tanrı dünyayı 7 günde yarattı oysa ben hayatımı 8 saniyede yok ettim diyor. Ve 7 kişilik bir aday listesini gözden geçiriyor. Listeye aldığı 7 kişi çeşitli sağlık sorunları sebebiyle organ ya da ilik bulunamazsa yaşamını yakında kaybedecek olan ihtiyaçlı kişilerdir. Bu kişilerden biri ise kardeşidir. Ancak kardeşinin Ben’in planı hakkında en ufak bir fikri yoktur. Ben, bu 6 kişiyi tek tek bireysel olarak tanıyıp; gerçekten ihtiyaçlı ve iyi insanlar olduklarından emin olmak istiyor ve senaryo bu akış üzerinde ilerliyor.
Ben, takip eden sahnede kör bir müşteri temsilcisi olan Eza’yı en ağır şekilde aşağılayarak konuşuyor. Ve konuşmanın sonunda çok üzülüyor çünkü maksadı ona kötü davranmak değil, iyi biri olup olmadığını test etmektir.
Emily Possa kalp rahatsızlığı olan genç bir kadın; ölmeden önce kan grubuna uygun bir kalp bulunma olasılığı sadece %4 ve Ben’in kan grubu bu organ nakli için uygun. Emily’e ulaşıp onu tanımaya çalışıyor ve bu noktada senaryo başka bir yere evriliyor; tıpkı hayat gibi…
Arada sahne geriye kendi yaşantısından bir kesite gidiyor. Ben bir toplantıda ancak eşi evde bekliyor ve sonrasında geç kaldığı eşine eve gidiyor. Sevgi dolu samimi yakın ilişkilerinden sıcacık sahneler gösteriyor. Çok iyi bir kariyer, deniz kenarında, sıcacık yaşam sunam bir ev ve Ben’i sonsuz sevgi ve hoşgörü ile karşılayan, sevgi dolu eşi…
Sonra güncel zamana geliyor. Ben son derece depresif, dağınık ve pejmürde halde iken kardeşi onu arıyor. Kardeşine telefonda sigara içmemesini ve kendine iyi bakması gerektiğini söylüyor.
Ben Thomes Gooddman adında bir vergi müfettişi olarak birini daha ziyaret ediyor. Tüm bu ziyaret ettiği kişiler sağlık sorunlarından dolayı vergilerini ödemekte zorlanan kişiler. Ancak bu ziyaret ettiği kişi sağlık sorunlarından dolayı işini ve vergi sistemini suistimal edip bakmakla yükümlü olduğu bakım evindeki yaşlılara kötü davranan biri. Onu sert şekilde uyarıp listeden çıkarıyor.
Ben Thomes maliye bakanlığından… Aslında kardeşinin kimliğini gizlice kullanıp sağlık sorunu olan bu kişilerle iletişim kurmaya çalışıyor. Evini kapatıp tek bir bir valizle bir otele yerleşiyor. İki haftalığına…
Otel odasında bir “kutu denizanası” besliyor. 12 yaşında iken babası ile gittiği akvaryumda öğreniyor: kutu denizanaları anında zehirleyip öldürebilme kapasiteleri ile dünyanın en ölümcül canlılarından. Görsel olarak ise Ben için muhteşem şeylerdi, babası ile yaşadığı unutulmaz bir deneyim oysa, bir denizanasının öldürücü etkisi kimin aklına gelirdi.
“Ölümcül kazada 7 kişi öldü”Okuduğu gazete haberinin manşeti böyleydi. Böyle bir şeyin içinde olmak akıl almaz olsa gerek; peki ya böyle bir şeyin içinden canlı çıkmak nasıl olurdu; düşünsenize…
Avukat olan çocukluk arkadaşı ile görüşüyor ve yapmak istediği şeyin yasal süreçlerini oluşturmasını istiyor. Bu anlaşmada hastalığı ilerleyen eşi de olacak üstelik. Bunu kabul etmek arkadaşı için oldukça zor. Ancak Ben’in tek yaşama amacı bu anlaşmanın koşul ve süreçlerinin oluşturulması.
Kendi korunacaklar listesinde olup karaciğerinden bir parça vererek yardım ettiği, şiddet gören kadınların kayıtlarını görebilen bir kadın ile görüşüyor. Bu vesile ile bu kadının sistemden tanıdığı, eve ve korunmaya ihtiyacı olan iki çocuklu bir kadın buluyor. Erkek arkadaşından mükerreren fiziksel şiddete maruz kalan bir kadına ve çocuklarına yardım etmek istiyor ancak bu kadın ile yaptığı görüşme istediği gibi geçmiyor. Kadın onu dinlemeden gönderiyor, çünkü hala korkuyor.
Daha sonra tüm varlığını bağışlayan biri ile görüşüyor. Sağlığını kaybetmek üzere olan bir adam ona da yardımcı oluyor.
Kalp rahatsızlığı olan Emily ile ilgilenirken karşılıklı bir etkileşim oluşur. Emily daha yakınlaşmak ister. Ancak Ben bu konuda sorun yaşar çünkü gideceğini biliyordur. Yine de fazla uzaklaşamaz ve Emily’nin etrafında dolanır. Birlikte daha çok vakit geçirirler ve Emily ondan etkilendiğini ifade eder; ardından keyifli paylaşımları olur. Emily koşmak istediğini söyler çünkü kalp rahatsızlığı nedeniyle koşamaz. Emily çok daha fazlasını ister, flört etmek, sevişmek ve mümkünse Ben ile bir hayat sürmek… Ben de Emil’e aşık olmuştur ve bir yakınlaşma anında onunla çocuk yapmak ve birlikte bir hayat sürdürme arzusunu dile getirir…
Gece birlikte uyudukları yataktan çıkıp Emily’nin doktoruna koşar, ne kadar şansı olduğunu teyit etmek ister ve neredeyse hiç vakti olmadığını tekrar duyar, üzüntü içerisinde hızlıca oteline koşar.
Yolda gözünde eşiyle yaptığı araba kazası canlanır. Kendisi araba kullanırken iş için telefondaki mesaja bakıyor ve o sırada başka bir araca çarpıyorlar. Kazada çok sevdiği eşi dahil 7 kişi ölüyor. Kendisi hayatta kalıyor. Bir insan için olabilecek en acı dolu, en yoğun suçluluk hissinin içine gömüleceği bir hayata geçiş yapıyor çünkü kendisi kazada hayatta kalıyor. Ölüm çok daha evla iken yaşamın artık boynunu sıkan bir idam halatına dönüştüğü an burada başlıyor.
Emily’nin yüzde 4 lük şansı olduğu bilgisi ile harekete geçmeye karar veriyor. Küveti buzlu su ile dolduruyor. Kutu Deniz anasını suya salıp kendisini ısırmasını sağlıyor. Böylece hızla zehirlenip ölecektir.
Ve avukatı olarak çocukluk arkadaşı ile yaptığı sözleşme harekete geçer. Kalbi Emily’e, gözleri Eza’ya gidiyor akciğeri kardeşine karaciğeri sağlık görevlisine, kan iliğini çocuğa, arkadaşının eşi ve ölmek üzere olan zengin adama başka organlarını verdi.
Filmin akışında Will Smith’in diğer bir çok filminde olduğu gibi yarı örtülü bir senaryo kurgusu yer alıyor. Tam olarak kimin kim olduğu veya aralarındaki ilişkilerin açık detayı anlatılmıyor; aksine flu bir akışla ele alınıyor. Anladığım kadarıyla mümkün olduğunca yorumsuz, süreçlerin analiz, bağlantı ve yorumlarının izleyiciye bırakıldığı bir akış içerisinde ilerliyor. Bu noktada şunu sormak isterim: Ben’in yaşadığı vicdan azabını bir ömür boyu çekip onunla halleşmenin bir yolunu bulmak yerine; kendi ölümü pahasına başkalarına hayat verdiği ve diğerlerini bu konuda tamamen iradesiz bıraktığı bir tercih kimin için daha iyi olabilir?
21 yaşında kaybettiğim ablam, 12 yaşında kör olduğunda; şayet günlük yaşamda onu korumaya yönelik ayrıcalıklı davranırsak ve ondan dolayı bir şeylerden vazgeçersek çok üzülür ve kızardı. Onun olduğu hali ile herkes gibi davranılarak yaşamak istediğini ve bizim ondan dolayı hiç bir şey kaybetmeden yaşamamızı istediğini söylerdi. Yaşamın hoyratlığı ve kendi vicdan azabımızdan dolayı onu gözetmemizi ve bu yükü ona yüklememizi istemezdi. Ablamdan çok şey öğrendim; özellikle iyilik etmek ve vicdani zorlanmamızı başkalarına yansıtmamızla ilgili.
Görünürde çok iyi insani bir şey yapsa da kendi vicdan azabını bu kadar sayıda kişiye bölüştürdü Ben. Vicdan azabından kurtulamadığı için iyilik ediyor ve asla geri ödemesi mümkün olmayan şeyler. Bana göre bir insana yapabileceğin en büyük kötülük onun rızası dışında geri ödeyemeyeceği bir iyilik etmektir. Çünkü onu tamamen iradesiz ve çaresiz bırakırsın. İyilik, iyiliği yapan kişi içindir. Ancak alan kişinin tercihi değildir. Geri ödeyemeyeceği bir borç yükler iyilik alan kişiye. Tıpkı affedilemeyecek bir hatayı yapmaya benzer. Çünkü hayatta hiç bir zaman affedilemeyecek şeyler vardır. Tıpkı bir bir iyiliğin asla geri ödeme ya da reddedilme hakkı olmadığı gibi… Zoraki iyilik, bir insana yapabileceğiniz en büyük kötülüktür. Çünkü ters yöne bakarak bir problemi çözemezsiniz. Asla affedilemeyecek bir şeyin ana karakteri iseniz bunu affettirmenin değil; öncelikle kabul etmenin yollarını bulmaya çalışmalısınız. Her ne kadar çıkışını bulunmanın mümkün olmadığı bir labirent olsa da…
Psikesinema Dergisi’nin 50. sayısında yayımlanan bu makale, derginin Sinemada Feminizm temalı özel sayısında yayımlanmıştır.







